3 Haziran 2015 Çarşamba
Günler Bazen Bol Geliyor
Bugün düşündüm de her şey ne kadar değişti. Bu evde dört kişi yaşadığımız günler sanki dün gibi.
Hiç işim bitmezdi. Her sabah beni giysileri yerlere saçılmış darmadağan odalar beklerdi. Söylene söylene toparlardım.
Yemek işi ayrı bir alem. Birinin beğendiğini diğeri yemez, kimi kahvaltısını televizyonun karşısında tepside ister, kimi öğlen yemeği zamanı kahvaltı yapardı.
Çamaşır makinası dolar taşar çalışmaktan canı çıkardı zavallının.
Önce Oğul ayrı eve çıktı. Neyse ki Kızgül var derken o da gitti arkadan. Kaldık Konca'yla ikimiz.
Sevmedim be ben bu işsiz güçsüz, kavgasız gürültüsüz günleri!
O hep şikayet ettiğim günleri aramıyorum desem yalan olur.
Halbuki hayalini kurduğum günlerimi yaşıyorum şu sıralar. Emekli oldum. Kendime bol bol zaman ayırabiliyorum. Spor yapıyorum, yüzüyorum, kitap okuyorum. İşim dersen oldukça azaldı.
Ama işte bazen boşluk hissediyorum. Bugün gittim kendime beyaz boya aldım. Mutfak masasını ve rafını boyamaya karar verdim. Bakalım becerebilecek miyim.? Beceremezsem Konca'nın dilinden kurtulamam artık.
Resim netten. William Henry Margetson
.
13 Mart 2015 Cuma
Baharda Bir Gün
Hava günlerdir pusluydu İstanbul'da. Baharda böyle havalar beni mutsuz ediyor. İstiyorum ki pencerelerimden güneş dolsun içerilere. Umutlar sevinçler dolsun.
Bugün şarkıdaki gibi saçlarından yakaladık baharı.
Güneşli bir gündü.
Kuzenle buluşup sahilde uzun uzun yürüdük.
Hafta arası olmasına rağmen insanlar sahili doldurmuştu. Güneşi gören kediler de dizim dizim dizilmişlerdi. Onlarla da selamlaştık. Yürüdük, yürüdük, kısa molalar verdik arada. Sohbet ettik.
Resim çektik bol bol. Tepemizde güneş, denizin sesi kulaklarımızda içimizdeki sıkıntıları serpe serpe yürüdük yorgun düşünceye kadar.
18 Şubat 2015 Çarşamba
Karlı Bir Gün Ve Düşünceler
İstanbul'da kar. Öğrenciler, öğretmenler ve biz emekliler sıcak evlerimizde oturuyoruz. Allah çalışanların yardımcısı olsun. İstanbul trafiği normalde çekilmezken böyle havalarda düşünemiyorum bile.
Annem bizde. Tedirgin tedirgin dolaşıyor ortalıkta. "Ben şimdi Ankara'ya nasıl dönecem"diye mutsuz mutsuz söyleniyor. Ben günümü pencere kenarında oturarak geçirdim. Aslında mutfak alışverişi yapmam lazımdı. Ama oy çokluğuyla akşam lahmacun ısmarlamaya karar verdik.
Bugün karın verdiği beyaz sarhoşluk var bende. Camı açıp açıp bol oksijen soluyorum. Küçükyalı'da hava hiç olmadığı kadar temiz.
Çangal'da ki karları düşündüm yine. Çatıdan sarkan o buzları, o yıl başladığım okula babamın kucağında gidişimi hatırladım. Kar öyle yağardı ki sokak kapımız pencerelerimiz açılmazdı. İki kar dağının arasından babamın kucağında okula giderken kendimi güvende hissederdim.
Beş sınıf bir arada okurduk. Beşinci sınıfta bir tane öğrenci ve tek öğretmenimiz vardı. Aramızda koşturur dururdu. Beşinci sınıfta ki öğrenci gözümde öyle erişilmezdi ki.
Öğretmenimin kızı Gültop benim sınıfımdaydı. Öğretmen bir gün dersini bilemediği için azarlamıştı. Gültop ağlaya ağlaya lojmana koşmuştu. Biraz sonra annesi okula geldi. Öğretmenimize bağırmaya başladı "çocuğu nıye ağlatıyorsun ?" diye. Öğretmenimiz mahçup olmuş ben çok üzülmüştüm.
Ders bitiminde babam okula gelir, yine kucağına alır beni evimize dönerdik.
Diğer çocuklar ne yaparlar köylerine nasıl giderlerdi hiç bilmiyorum. Beni hep el üstünde tuttuklarını hatırlıyorum sadece.
Hastalıklarımız da çok zordu Çangal'da. Babam iğne vurmayı öğrenmişti. Kardeşim ve bana birer penisilin vururdu kalçadan. Alerji testi falan hak getire.
Kışın yollar kapandığı için ilaçlar ve birikmiş gazeteler ilkel bir teleferikle ulaşırdı bize.
Gazeteler gelince annemin sevinçle günlerce okuduğunu hatırlarım.
Bazen çok eğlenirdik. Bir pazar günü annem yatakta keyif yapmak istemişti. Babam çatıdan sarkan buzlardan bir tane koparmış uyumakta olan annemin koynuna bırakmıştı.Bağırış kıyamet...İkiside çok gençti.
Bazende bizden gizli pekmezli kar yerlerdi. Ama ben yakalardım onları.
Güzeldi çocukluğumun karlı günleri.
12 Şubat 2015 Perşembe
Mutlu Bir Gün
Heyecan, heyecan, heyecan. Günlerdir bu duygu ile yaşıyordum. Dün akşam Kızgül'ümü nişanladık. Çiçeği burnunda iki öğretmen evliliğe ilk adımı attılar...
Ne diyeyim bilmiyorum ki. Allah onları sonsuza kadar mutlu kılsın.
6 Şubat 2015 Cuma
Ölüm Sen Varken Bu Kadar Çaba Niye
Bir kaç gün önce bir arkadaşımın cenaze törenindeydim. Hayat ne kadar boş geldi. Mücadeleler ne kadar boş geldi. Orda müşterek arkadaşlarımızla karşılaştım. Onları görmek çok güzeldi. Mutlu oldum. Hayat devam ediyor.Bir yandan kaybettiğim arkadaşım oylece duruyor orda.
Bir yanda ölüm gerçeği bir yanda hayat. Ölümü unutuyoruz bir an. Soruyoruz eşin nasıl çocuklar nasıl ? Diye. Ve ölüm boylu boyunca orada....
Nur içinde yat arkadaşım.
24 Ocak 2015 Cumartesi
İyi ki Doğdun Oğlum
Yıllar ne çabuk geçmiş! Kucağımda sarıp sarmaladığım bebeğime bakıp bakıp: "Ah! Bir yürüse, bir konuşsa..." diye iç geçirdiğim günler sanki dün gibi.
Büyüdün, adam oldun, değiştin.
Ama hiç değişmeyecek olan; seni hep merak edeceğim, hep seveceğim ve hiç vazgeçmeyeceğim.
İyi ki benim oğlumsun.
İyi ki doğdun.
Hayatın güzelliklerle dolsun.
19 Ocak 2015 Pazartesi
Evimdeyim.
Oh! Şükürler olsun. Bir yerlere gidip eve dönüş öyle güzel ki. Özlemişim... Evimi de içindekileri de...
Kızgül'le özlem giderip Annişimi görmemek olmazdı. Dönüşte Ankara'ya uğradım. Bir hafta da baba evinde kaldım. Annem ve arkadaşlarımla özlem giderdim. Münevver sultanın güzel yemekleriyle mest oldum. Anne tembihleri beni genç hissettirdi. " Kızım ekmek yemeden olur mu hiç? Çöp gibi olmuşsun zaten. Boyun bağı almayı unutma. Üşütürsün. Hadi sen de yat artık. Sabah kalkamıyorsun sonra." gibi...
Canım anam benim. Beni hala çocuk sanıyor.
Saat dört buçuk gibi İstanbul'daydım. Konca karşıladı beni. Evi süpürmüş derlemiş toplamış. Biraları soğutmuş. Şimdi hamsi tava yapıyor mutfakta. Oğul'da geldi.
Her şey güzel yani...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







