1 2 3 4 5 Bu kodu kullana

18 Kasım 2017 Cumartesi

Evi Özlemişim.



                Ben bir yerden gelince ilk iş yatağı, örtüsü dahil değiştirip makinaya atarım. Sonra düzeni oturtmaya başlarım.  Ankara'dan yeni geldim ya.

               Haliyle her şeyin yeri değişmiş oluyor.  Yıkanan bulaşıklar çamaşırlar  farklı yerlere konulmuş oluyor. Hatta perdeler bile bir tuhaf duruyor. Neyse düzeni eski haline getirdim gibi.

                Cuma günü epeydir ara verdiğim sporuma başladım. Biraz zorlandım. Tembelliğe iyi alışmışım.

                Sabah kalktığım da yatak odasının tavanında sivri sinekler gördüm. Bıktım bunlardan. Hala bu mevsimde ortalıkta geziyorlar. Sabah sabah elektrik süpürgesini çıkarıp bir güzel çektim onları.

                Kahvaltıdan sonra annemi aradım. İyiymiş. Makinaya çamaşır attım. Kuzeni aradım sonra. Bodrumdan gelmiş. Buluştuk öğleden sonra. Kahve içerken konuştuk bol bol.

                Dönüşte sayısal oynadım üç kolon. Alış veriş yaptım.

                Evde nohut ve pilav vardı akşama. Köfte yoğurup buzluğa attım biraz. Akşam için salata yaptım yeşilliklerden.

                Kendime bira açtım. Müzik eşliğinde...

     

28 Ekim 2017 Cumartesi

Genç Kızlığımın Evinde

   
           Ankara'da baba evindeyim. Annemin yardımcısı İamze   memleketine gitti. Dün trene atladım geldim .

            Eve dönmek ne güzel. Huzurla uyumuşum.  Annem Zeytinyağlı dolmaları yapmış yine. Pencereden sonbahar çökmüş arka bahçeyi seyrettim uzun uzun.

            Sabah beni annem uyandırdı. Bu evde öyle kafana göre uyunmaz. Her şeyin saati bellidir. Olsun. Bu evde küçük kız olmak güzel.

             Öğleden sonra yürüyüşe çıktım. 7. Cadde'de yürüdüm. Giyim mağazalarının çoğu kapanmış. Daha çok kafe ağırlıklı olmuş cadde.

              Artık gençliğimin Bahçelisi değil. Geceleri bahçe duvarında oturduğumuz mahallemiz değil.
 
                Annemle çay demledik şimdi. Bu satırları telefonumla yazıyorum. Annem dizi izliyor. Ben de bir yandan yazıyor bir yandan çay içiyorum. Böyle işte.



             

21 Ekim 2017 Cumartesi

Cumartesi ve Şarap Günü



                 Bu kara gözlü Nuri İyem kızı. Bugün  cumartesi ve benim şarap günüm.  Hem de 22. gün bir iki satır yazayım dedim.

                 Açtım youtube dan caz. Bir yandan dinliyorum bir yandan şarabımı yudumluyorum.

                 Evi süpürüp sildim bugün. Oğul uğradı bir ara. Meğer Antalya'da bisikletle kayıt yaptırmaya giderken araba çarpmış ona.  Belek Triatlon' a katılmak için gitmişti eşiyle. Duyunca bir fena oldum. Sapasağlam karşımdaydı ama yine de çok kötü oldum. Ya kötü bir şeyler olsaydı. Neyse ki ufak tefek şeylerle ucuz atlatmış. Şükürler olsun.Bu ara bizim üzerimizde bir şeyler var.

                Konca'yla da biraz limoniyiz. Motor çalındığından beri bana sarıyor. Sanki ben çaldırdım.

                Neyse çıktım sahile yürüdüm. Deniz, tekneler, iyot kokusu iyi geldi. Cebimden müziğimi de açtım.

                 Eve geldim. Sabah barbunya ve bulgur pilavı yapmıştım. Yanına marketten iki dilim ızgaralık kontrfile almıştım.

                 Akşam keyfi yani.

20 Ekim 2017 Cuma

21. Gün. Son Gün.



                    Ve  sonunda 21. güne ulaştık.  Akşam yemeğimizi yedik ve köşelerimize çekildik.

                     Bugün de her zamanki gibi geçti. Spora gittim. Eve gelince internetten kitap siparişi verdim. Kitaplarımı merak edersiniz şimdi. Birinci sırada sevgili Nurşen'in yazdığı ve benim merakla beklediğim kitap.

                   Hemen gelse de okusam diyorum.  Diğer kitap  Paul Auster'in 4321 isimli romanı. Bir de Selim İleri'nin  Her Gece Bodrum'u. Okumakta olduğum Milena'ya Mektuplar pek sarmadı beni. Yarım bırakacağım galiba.

                   Votka Limon adlı, karlı bir kasabada geçen bir film izledim. Pek beğendiğimi söyleyemem.

                   Şimdi blogları okuyacağım. Biraz da internette dolaşırım. Gün biter.

   

         



     

19 Ekim 2017 Perşembe

20.Gün. Kahve Keyfi.


               Yine güneşli bir gün. Bu mevsimde çok seviyorum güneşi. Sabah kalktığım da ilk işim perdeyi açıp, dışarıya bakmak. Gün gri değilse o gün umut vadediyor demektir. Tıpkı bugün gibi.

                Kahvaltı ve ortalık toplama faslından sonra gazete ve çay keyfini kısa kestim biraz. Mutfağa girip kırmızı ve yeşil biberlerden etli dolma yaptım. Bir kaç tane de yaprak sarıp attım içine. Yarım paket de makarna yaptım. Ben pek makarna yemiyorum. Konca için.

                Sonra Kızgül'e kahve içmeye gittim. Oturduk sohbet ettik biraz.  Onunla karşılıklı oturuyorken öyle mutlu oluyorum ki. Şükrediyorum. Onun uzaklarda olduğu günler geliyor aklıma. Nasıl merek ederdim onu. Kulağım hep telefonda. Şimdi aynı şehirdeyiz şükürler olsun.

                Dönüşte pazara uğradım. Pırasa, karnabahar, barbunya, domates, yeşillik ve muz aldım. Zor taşıdım aldıklarımı.  Bakkala uğrayıp iki tane de bira aldım.

               Yerleştirdim aldıklarımı. Biramı aldım. Açtım kitabımı. Sonra yemek faslı.

               Şimdi İstanbullu Gelini izleyeceğim.

               

18 Ekim 2017 Çarşamba

19. Gün. Değişik Bir Şey Yok.



                 Sakin sakin yaşadığım güneşli güzel bir gündü bugün. Kaç gündür alamadığım tahlillerimin neticesini almaya gittim kahvaltıdan sonra. TSH hariç hepsi iyi çıkmış şükür.  İlacımın dozu ayarlandı.

                 Dönüşte bir milyoncuya uğradım. Baktım bir şeyler var mı? Diye. Bir şey almadan çıktım. Eve geldim.  Biraz kitap okudum.  Bir kase ev yoğurdu, bir avuç kuru yemiş bir tane de muz yedim. Öğlen yemeği niyetine.

                 Konca'yla spora gittik.  Kendimi yorgun hissetmeme rağmen sporumu yaptım neyse.

                 Eve gelince makinaya çamaşır attım. Laptopu açtım blogları okudum biraz.  Facebook a baktım. Akşam yemeği zamanı geldi. Dünden kalan bir şeyler vardı. Onları yedik.

                 Şimdi dizi seyredeceğim.

               

17 Ekim 2017 Salı

18. Gün. Ankara'dan Deniz Gelmiş.



             Bu sabah 8:30 a ayarlamıştım alarmı. Denizciğim gelecekti çünkü.  Kahvaltıdan sonra ortalığı toparladım ve hemen  girdim mutfağa.

             Enginar pişirdim. Akşamdan börülce ıslatmıştım. Güzel bir salata yaptım ondan. Patlıcan kızarttım. Üstüne domates sosu hazırladım. Kuru domatesleri haşlayıp salata yaptım. Ben çok severim kuru domatesi. En son rokalı kıvırcıklı salata yaptım. İş palamutları kızartmaya kaldı. Tiramisu akşamdan yapılmış dolapta beklemekte.

            Ne güzel şey insanın kırk yıllık arkadaşıyla oturup sohbet etmesi. Konuşacak ne çok şey var. Kah ayrı geçen günleri anlatmak, kah geçmişi yad etmek. Bir yandan yemek yedik bir yandan sohbet ettik. Zamanın geçip gidişini anlayamadık.

            Akşam oldu Denizciğim kalktı. Konca onu bıraktı. Ben de masayı, sağı solu toparladım. Soyunup dökünüp akşam rutinime giriş yaptım.

            Laptopum elimde, kitabım yanımda. Böyle işte.

         

16 Ekim 2017 Pazartesi

17.Gün. Baş Ağrısı.



             Sabah kalktığım da baş ağrısı benimleydi. Gün boyu beni bırakmadı. Ama beni öyle yerden yere vuran bir ağrı değildi. Sinsi sinsi oyup duruyordu başımı. Ağrı kesici almadım. Şu saatlerde yerini hafif bir sersemliğe bırakıp gitti gibi.

             Kahvaltı faslından sonra fırında patatesli tavuk pişirdim akşama. Dünden pilav da vardı.

            Bugün spor günümdü. Gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım. Başım ağrıyor, halsiz ve keyifsizdim.

             Evde oturunca daha kötü olacağıma karar verdim ve gittim. İyi geldi spor. Açıldım sanki.

             Eve geldim baktım kimse yok. Bir kaç arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Ankara'dan gelen bir arkadaşımı yarın öğle yemeğine davet ettim.  Fırında balık, enginar, börülce salatası ve közlenmiş patlıcan salatası yapacağım.

            Biraz sonra mutfağa girip tiramisu yapacağım yarına.

15 Ekim 2017 Pazar

16.Gün. Saat 18:18



                      Biraz önce saate bakayım dedim. Saat 18:18  Gülümsedim. An'ı özel kıldı bu 18:18 ve an'a odaklandım. Kitabıma, elimdeki kadehime baktım öyle.

                      16. günü yazayım dedim. Güzel bir müzik açtım.



                   Bugün yorucu bir gündü. Sabah keyfini yaptım önce. Bardak bardak çayımı içtim. Biraz limon ağacımla ilgilendim. Bitki biti musallat olmuş. Kağıt havluyu ıslatıp tek tek temizledim. Diğer çiçekleri suladım. Sarmaşığın sararıp solmuş yaprakları düşmüş balkona. Süpürdüm onları.

                   Ve günün etkinliği temizliğe giriştim.  Sildim, süpürdüm, toz aldım, salondaki halıları sildim ve banyoyu temizledim.

                    Ben bunları yaparken Konca ne yaptı dersiniz?. Ben içerieri hallederken o salonda kanepede yattı. Sonra ben salona gelince "Hadi sen biraz yatak odasna git ." Dedim. Suratını asa asa gitti.  Ay! çok rahatsız oldu canım.

                    Neyse her yer cillop gibi oldu. Bu arada pilav yaptım. Bir de buzluktan köfte indireceğim akşama. Çamaşırlar yıkandı asıldı balkona.

                     Giyindim makyajımı yaptım. Hiç üşenmem, yaparım makyajımı. Çıktım dışarı. Bankamatikten para çektim. Sonra markete girdim. Beyaz şarap, muz, üzüm, çikolata, patates ve soğan aldım. Poşetleri dengeli bir şekilde doldurdum.

                     Eve doğru yokuş yukarı çıkarken arkamdan bir hanım. "Sizinki tam spor. Hem ağırlık hem yokuş." Diye laf attı. O da yürüyüşten dönüyordu sanırım; üzerinde eşofmanla.

                     Akşam bloglar okunacak ve dizi seyredilecek. Polar pijamalar giyilecek. "İyi ki makyajımı temizlemişim" diye sevinilecek.

                     Ve cup yatağa...

14 Ekim 2017 Cumartesi

15. Gün. Alışveriş



                    Bugün sakin, hoş bir gündü. Sabah kalktığımda yağmur yağdığını fark edince hemen balkona koşup dün astığım çamaşırları topladım. Biraz ıslanmışlar.

                    Yatağı düzelttikten sonra mutfağa geçip kahvaltı hazırladım. Böylece her zamanki gibi bir güne başlamış oldum.

                    Çayımı gazetemi alıp koltuğuma oturmuştum ki telefonum çaldı. Arayan Kızgül.  "Anne İkea'ya gidiyoruz. Hazırlan seni de alacağız." dedi. Bugün temizlik falan yapacaktım ama "Tamam" dedim. Temizliği de yarın yaparım.

                     İkea'da dolaştık uzun uzun. Kızgüller  kitaplık baktı. Ben de ıvır zıvır bir şeyler aldım.  Koltuk, kanepe kenarına konulan ve sehpa görevi gören bir şey,  kokulu kurutulmuş çiçek, birkaç tane mum, iki tane büyük şarap kadehi aldım.

                     Bir şeyler yemek üzere kafeye oturduk. Acıkmış ve yorulmuşuz. Yemeğimizi yedik ve biraz daha dolaştıktan sonra artık eve dönelim  dedik ve yola koyulduk.

                      Bize geldik. Kızgül çay demledi. Oturduk öyle. Herkes cep telefonunu kurcaladı biraz.  Dışardan bir şeyler söyledik. Sonra onlar evlerine gitti. Ben de köşeme kuruldum.

                      Başlasın akşam rutinim.

13 Ekim 2017 Cuma

14.Gün. Çiçeklerim




                    Bugün çiçeklerimi göstereyim size biraz.  Bunlar salonda duruyor. Ev küçük olduğu için bu kadarcık.



                 Bu güzel de çekirdekten yetiştirdiğim limon ağacım. Mutfakta  ikamet ediyor kendileri. Yalnız biraz sorunlu. Yapraklarında yapışkan bir sıvı oluşuyor. Bir tür mantar herhalde. Arap sabunlu suyla yıkıyorum ara sıra. Sanki biraz iyi geliyor gibi. İnşallah kurtulur bu dertten.



                     Balkonuma sonbahar gelmiş. Burada çekirdekten yetişme yeni dünya ve avokado,nane, biber, sardunyalar, aslan ağzı ve kadife çiçeği var. Minicik balkona ne çok bitki sığdırmışız. Küçük de olsa bize bahçe zevki tattırıyor.

                      Bugün yaptıklarıma gelince... Evi toparladıktan sonra mutfağa girdim. Konca'nın ayıkladığı barbunyayı pişirdim. Ispanağı ayıkladım ve foşur foşur yıkadım. Onu da kıymalı pişirdim. Artık ıspanağı yarım kilodan pişiriyorum. Bir öğünlük oluyor. Bana da kolaylık hem. Yıkaması ayıklaması dert çünkü.

                     Öğlen yoğurdumu, kuru ve yaş meyvelerimi yedim ve doğru spora. Pazartesi, çarşamba ve cuma spor salonuna gidiyorum. Diğer günler ev işi yapmamışsam  hafif egzersizler yapıyorum.

                     Spor dönüşü kuaföre uğrayıp fön çektirdim.

                     Eve gelince Milena'ya Mektuplar ı okudum biraz. Sonra annemin yabancı yardımcısının aylık sigorta işlerini hallettim internetten.

                     Pijamalarımı ve kalın hırkamı giydim, ayaklarımı pilates topuma uzattım. Kucağımda laptop dizi izleyeceğim.

                     Güzel geceler hepinize.

12 Ekim 2017 Perşembe

13. Gün. Kitap, Egzersiz, Dizi.



                 Elimdeki Orhan Pamuk'un Sessiz Ev kitabını bitirdim nihayet ve yeni kitabım Milena'ya  Mektuplar a başladım.

                  Bu sabah  dik duruş için egzersiz yaptım biraz. Yaş ilerledikçe yer çekimi bedeni öne doğru eğiyor. Dik durabilmek çok önemli.




         
            Akşam için köfte yoğurdum. Bir kısmını buzluğa kaldırdım. Çok iyi oluyor. Sıkışınca oradan indiriveriyorum ve buzlu buzlu tavaya atıyorum.

            Öğleden sonra Kızgül'e uğradım. Perşembeleri evde oluyor. Kahvelerimizi içerken biraz dedikodu yaptık ana kız. Sonra pazara gidip dolaştık biraz.  Yeşillik, dolmalık biber ve ıspanak aldım. Eve gelip aldıklarımı yerleştirdim.

            Leylak Dalı'nın izlediği İstanbullu Gelin dizisine başladım. Her gün bir bölüm izliyorum.

            Akşamları sizde üşüyor musunuz?  Eski ve çok kalın bir hırkam var. Onu giyıyorum pijamanın üstüne. Bu hırka beni ısıtıyor ve mutlu ediyor.

   

       

11 Ekim 2017 Çarşamba

12. Gün. Motorumuz Çalındı.,



                 Aslında motor kullanmıyorum. Bu resmi öylesine çektirmiştim bir zamanlar. Konca'nın arkasında gidip geliyordum. Sonradan bana bir korku geldi onu da bırakmıştım.

                 Bu sabah saat yedi civarıydı. Konca "Kalk Mihriban motor çalındı" diye beni uyandırınca neye uğradığımı şaşırdım.

                 Motorumuz apartman bahçesinde duruyordu. Kapısı da kilitliydi bahçenin.. İkimizde çok üzüldük ve şaşkına döndük. Hele Konca. Çocuğu gibiydi o motor.

                  Daha bir ay önce oğlumun nikah gününün gecesi eve hırsız girmişti biz uyurken. Tableti, benim cep telefonumu ve Koncanın cüzdanını alıp gitmişti. Ne bu ya? Üst üste üst üste geliyor.

                  Bugün yıllık kan tahlili için sağlık ocağından randevu almıştım. Gittim kan verdim. Ne yapayım üzülüp durmanın faydası yok.

                  Öğleden sonra da spora gittim. Ama dökülüyordum. Zor çalıştım.

                  İşte bugün de böyle bir gündü. Hayat iyi kötü sürprizlerle dolu. Sağlık olsun yeter ki.

10 Ekim 2017 Salı

11. Gün. Küçükyalı Bostancı Arası.



                  Sabah hızlıca evi toparladım. Yataklar, akşamdan kalan bardaklar, kül tabakları. Elden geçti. Kahvaltı hazırladım kendime. Konca arada bir yapar kahvaltı. Keyfi istediği saatte ve istediği gibi.  Kahvaltıdan sonra çay içtim, mutfağa gidip gelip yemek yaptım.  Zeytinyağlı pırasa, kırmızı mercimek çorbası ve makarna pişirdim. Bunlarla bir iki gün idare ederiz.

             
               Öğleden sonra attım kendimi dışarı. Doğru sahil yoluna.  Cep telefonuma taktım kulaklığımı, açtım müziğimi ve başladım yürümeye.



              Küçükyalı'dan Bostancı'ya doğru yürüdüm yürüdüm. Tepemde pofuduk pofuduk bulutlar ve güneş, sağımda deniz, tekneler, adalar, etrafımda kedicikler, martılar. Hafif bir esinti var. Hava öyle güzel ki. Ne üşüyorsun ne bunalıyorsun.

              Bostancı'ya geldim. Deniz kenarında bir çay içtim.



             Dönüşte Küçükyalı Beltur'da bir çiz kek yedim. Marketten bir kaç şey alıp eve geldim.
 8579 adım atmışım.

             Açık havada yürüyüş ne güzel. Spor salonundan böyle mutlu dönmüyorum.  Ama onun da başka artıları var. "Bir sürü para verdim" diye gidiyorum muntazam. Evde sporumu yapayım dersen tembellik yapıyorsun çünkü.

            Akşam yemeğimi yedim ve köşeme çekildim. Biraz kitap okuyacağım. Sonra
internette takılırım biraz.


9 Ekim 2017 Pazartesi

10. Gün. İyi Hissetmek.


   
          Onuncu güne gelmişiz bile. Ne çabuk geçti günler.

          Bu sabah uyandığım da kendimi öyle hafif, öyle iyi hissettim ki.  Neden bilmiyorum?  Dünya gözüme güzel gözüktü.  İçim şarkılar söylüyordu.

          Bazen de tersi olur. Her şey kapkara gözükür gözüme.  Hormonlar mı yapıyor bunu nedir? İnsan bedeni bir muamma.

           Günüm sakin ve huzurlu geçti. Spor günümdü. Yürüme bandında yürürken, tenis kortunda tay gibi iki kız gördüm. Tenis oynuyorlardı. Onları izledim hep. Çok güzellerdi. İnce uzun bacaklarıyla koşturup duruyorlardı.

            Konca spora gelmedi. Bozuk arabanın peşinde koşturuyor. Morali çok bozuk.

Spor dönüşü balıkçıya uğradım. Kocaman bir palamut ve bol yeşillik aldım

            Konca tava yaptı kendine. Benimkiler domates, soğan, defne yaprağı ile fırına girdiler. Üstüne zeytinyağı ve limon koydum. Çok güzel oldu. Bir de çikolata almıştım kendime.

            Bir dizi arayışındayım. Geçen sene "Vatanım Sensin" i ve "Fi" yi izliyordum. İkisi de başlamadı. Yoksa eski dizilerden birini mi izlesem? Bana tavsiyeleriniz var mı?

8 Ekim 2017 Pazar

9. Gün. Duvarda ki Evler.


                 
               Kızgül babasına "Benim evime de bu evlerden yapar mısın baba?" demişti geçenlerde.  Çocuklar kendi evlerine geçince yaşadıkları evden bir iz olsun istiyorlar. Bir şeyleri oraya da taşıyorlar.

               Oğul kendi evine taşınınca balkonunda renk renk sardunyalar açmıştı. Evinin önünden geçerken başımı kaldırıp pencerelerine ve balkonuna bakmıştım. Çiçekleri görünce sevinmiş ve şaşırmıştım. Çünkü evdeyken çiçeklerle pek ilgilenmezdi. Sonra babası yaptığı gemi maketlerinden birini vermişti ona. Pek mutlu olmuştu.

               Kızgül'ün evine ilk gittiğimiz de bir gemi maketi götürmüştük yine.

               Konca'nın bana doğum günü hediyesi olarak yaptığı bu evler yıllardır duvarımızda durur. Çok parasız bir zamanımızdı. Gizli gizli bana göstermeden yapmıştı o evleri.

               İşte bugün Kızgül'e  bu evlerden yapmak için malzeme almaya gittik Bauhausa. Kızgül'lerle beraber gittik. Çünkü bizim yaşlı arabamız pat diye bozuluverdi dün. Pazartesi tamire gidecek.

               Malzemeleri aldık dönüşte Kızgül'e kahve içmeye uğradık.  Baktım etli yaprak sarma yapmış."Biraz ısıtayım yer misin anne?" dedi. Dayanamadım. "Yerim valla" dedim. Yahu ne becerikli kızım varmış benim. Nefis bir dolma yapmış. Hayatımda yediğim en güzel dolma. Veya bana öyle geldi.
 
               Eve geldik Konca ile. Yemek faslı falan odalarımıza çekildik. Biz akşamları ayrı odalarda oturuyoruz. Benim yatak odasında bir köşem var. Bir koltuk, laptop, televizyon, kitaplar ve ayaklarımı dayadığım pilates topum. Böyle çok iyi oluyor. Çünkü ben artık sessiz ortamda kitap okuyabiliyorum ve az televizyon seyrediyorum. Konca ise hiç kapatmıyor televizyonu. Hatta televizyon açıkken uyumayı seviyor.

              Akşam yemeği faslı bitse de kendime ait köşeme kaçsam diye sabırsızlanıyorum. Öyle alıştım ki buraya gündüzleri de burada oturmak istiyorum. Bazen de Konca'yla yer değiştiriyoruz. O yatak odasın da ben salonda oturuyorum. Değişiklik oluyor. Komiğiz biz.

7 Ekim 2017 Cumartesi

8. Gün. Ev İşi Ve Keyif.



                      Cumartesi günleri güzel şeyler olur ya hep. Bugün pek olmadı.

                      Sabah kahvaltımı yaptım, gazetemi okudum, çayımı içtim. Her zaman ki gibi. Şükürler olsun. Ya midem kötü olsaydı, kahvaltımı yapamasaydım. Veya evde çay bitmiş olsaydı çayımı içemeseydim. Di mi ama.

                       Akşamdan ıslattığım kuru fasulyeyi pişirdim bir güzel. Yanına şehriyeli pilav. Bugünü kurtardık. Hatta yarını. Kuru fasulye bereketlidir.

                       Sonra temizliğe giriştim. Bu arada oğul uğradı. Kahve molası verdik. Süpürdüm, sildim, toz aldım. Küçük odanın camı yağmurda açık kalmış ve perdesi benek benek olmuştu. Çektim çıkardım onları. Attım makineye. Onlar yıkanırken mutfak ve yatak odalarının camlarını sildim. Salonu yarın sileceğim. Kıskandınız değil mi ne çok iş yaptım diye:))

                      O kadar koşturdum adım sayara baktım ki ata ata 2710 adım atmışım. Haksızlık bu. Ev işi nankör derler ya. Doğru valla.

                      Hemen üstümü değişip attım kendimi Küçükyalı sokaklarına. Esnaf özlemiştir beni.

                      Balıkçılar dolmuş taşıyor. Hafta sonu ya herkes balık yiyecek ille. Balıkçının manavından üzüm ve incir aldım. Markete girdim. Kendime bir beyaz şarap aldım. Ivır zıvır bir şeyler daha aldım.

                      Ve eve geldim açtım şarabımı ve kitabımı.

 

6 Ekim 2017 Cuma

7. Gün. Tv. Spor Kuaför.



             İşte günün özeti. Bu sabah kahvaltıdan sonra televizyonu kurcalarken bir programa rastladım. İsmi "Emlak Avcıları." Tv 8 de. Daha önce hiç duymamıştım. Çok ilginç geldi. Adından da anlaşılacağı gibi emlakçılar var ve de alıcılar. Bugün hafta sonu olduğu için finalmiş. Alıcımız nişanlı bir çift. Malum evlenecekler  onun için ev almak istiyorlar. Bütçeleri ne kadar dersiniz? 1.500.000.-TL.  Evi İstanbul'da alacaklar. Kadın bir bankada çalışıyor. Erkek serbest çalışıyor.  Kadının kolunda kalın kalın bilezikler boynunda altın bir kolye. Ben bunları niye takmış böyle derken sonradan senaryo gereği takıldığını anladım.

             İki emlakçı da  bu çiftimize ev gösteriyor. Hangisi satarsa o kazanacak. Lüks daireleri geziyoruz birlikte. Bu arada çiftimiz kavga ediyor hafif yollu. Erkek altınlara göz koymuş, kadın da altınları vermem diyor. En sonunda bir daireyi beğendiler. Fakat bütçelerini aşıyor ne yazık ki. Evin fiyatı ucuz çok. 1.900.000.- TL cık.

             Neyse erkek "alalım bari  ama sen altınları verirsen" diyor kadına. Veee kadın çıldırıyor."Al altınları istemiyorum" diye bağıra bağıra çıkarıp yerlere atıyor bilezikleri. "İstersen ayrılalım"diyor. Benden daha ucuz birisini bulursun anlamında bir şeyler söylüyor. Fiyatını belirliyor yani.

              Ben ağzım açık izledim. Böyle insanlar var mı gerçek hayatta acaba? Bu kadar da abartı olur mu diye?

             Erkek altınları topladı. "Ben bir şekilde hallederim canım" Dedi. Cici nişanlısına sarıldı altınları verdi. Barıştılar veee evi satın aldılaaaar. Mutlu son. Emlakçı da ödülünü aldı.

             Öğleden sonra spora gittim. Yürüme bandında yürüdüm. Biraz ağırlık çalıştım. Kürek çektim. Bir güzel terledim. Kendimi hafiflemiş hissettim.

             Dönüşte mahalledeki kuaförüme uğradım. Saçlarımı kestirdim ve boyattım.

             Eve geldim. Kalmış yemeklerin yanına ilave menemen yaptım. Bütün yemekleri sıfırladık nihayet. Yarın için kuru fasulye ıslattım. Buzluktan kıymayı indirdim.

             Şimdi nette dolaşacağım biraz.

           

5 Ekim 2017 Perşembe

6. Gün. Kızgül'le Başbaşa.



                    Bugün kötü bir baş ağrısıyla uyandım. Ama inat ettim ağrı kesici almadım. Baş ağrımla birlikte öyle dolandım.

                     Domatesli bulgur pilavı pişirdim. Hala kalan yemekler var. Onlar bitsin bakalım. İpteki çamaşırları toplayıp katladım güzelce.

                     Sonra "Aaa! Ne güzel bugün Perşembe" diye kendi kendime sevindim. Artık benim en sevdiğim günüm perşembe. Kızgül'ün  dersi yok çünkü ve birlikte geçiriyoruz perşembeleri. Kızgül artık Suruç'ta değil. Bu sene İstanbul'a tayin oldu eşiyle birlikte çok şükür. Hasretim ve endişelerim bitti artık. Ben yine endişelenecek şeyler bulurum ya neyse.

                     Geçen perşembe mesela birlikte turşu kurmuştuk. Biraz da buzluğa domates attık. Herkes kızına kışlık yapar, benim kızım da bana yapıverdi. Eee! anne tembel çıktı. Bu sene konserve domates yapmadım. Zehirlenme olayları beni korkuttu.

                      Öğleden sonra Kızgül'le Maltepe Alışveriş Merkezine gittik. Bana Lancome pudra aldı hediye. Bir şeyler yedik, dolaştık, vitrinlere baktık.

                      Bu da bugünün şarkısı olsun.



4 Ekim 2017 Çarşamba

5. Gün. Beslenme Tarzım ve Günlük Yaşamım.


                  İşte sabah kalktığım da hazırladığım kahvaltı. Maydonoz dere otu salatalık domates  yumurta zeytin ve bir dilim tam tahıllı ekmek. Bir kaç gün sonra domates ve salatalığın yerini havuç ve turp alacak. Bunun dışında hep aynı kahvaltı. Ama ben hiç sıkılmadan iştahla yerim bu kahvaltımı.

                  Kahvaltım bitince çayım demlenmiş olur. Başlarım bardak bardak içmeye. Bir yandan gazete okurum. Bu arada televizyonu da açarım. Yemek ve sağlık programları ilgimi çeker. Onları da izlerim.
       
                  Bu arada evi toparlarım. Gözüme batan şeyleri hallederim. Haftada bir de daha detaylı temizlik yaparım.

                   Derken öğle beslenmesi zamanı gelir. Yemek yemem.



                     Uzun zamandır bir litre manda sütü ve bir litre inek sütünden mayaladığım taş gibi yoğurtlarımdan bir kase yerim. Üstüne bir avuç badem ceviz ve fındık karışımı ve meyve yerim.

                     Sonra öğleden sonra aktiviteleri başlar.  Spor, arkadaş buluşmaları, yürüyüş... Hepsi bu zaman diliminde gerçekleşir.

                      Ve akşam. Mutlaka karışık bir salatam vardır. Ama baya karışık. Bir sürü yeşillik ve haşlanmış baklagil. Yanında köfte bazen balık veya bir sebze yemeği. Çoğunlukla da sebze yemeği. Mesela bu akşam balık çorbası ve enginar var dünden kalan. Bugün yemek yapmadım. Haftada bir kaç akşam bira veya şarap eşlik eder. Eeee! ne yapalım sigarayı bıraktık. Boşluk başka türlü dolmuyor. Kitabımı da yemek faslı bittikten sonra okurum genellikle. Geç okurum kitaplarımı biraz. Günde ortalama bir saat. Ama elimde her zaman bir kitap vardır. Aaa! Unuttum. İki üç akşamda birde çikolatam var.
                 
                        Akşamları evdeyizdir hep. Birlikte yenen tek öğündür. Onda bile ayrı şeyler yeriz. Ne damak zevkimiz uyar ne televizyon zevkimiz. Ve  herkes kendi kabuğuna çekilir.


3 Ekim 2017 Salı

4.Gün. Bugün Benim Doğum Günüm.



                   Bu sabah hafiften bir hüzünle ama mutlu uyandım. Sonbaharda doğmaktan mı nedir o "hafiften hüzün" hep vardır bende nedense. Ve severim kendilerini gizli gizli.

                    Perdeyi açtım.  Güneşle bakıştık uzun uzun. Puslu havalar terk etmiş bizi. "İşte doğanın bana armağanı" diye düşündüm.

                    Sonra her zamanki şeyler. Kahvaltı hazırlamak. Çay demlemek.

                    Akşama çocukları yemeğe çağırmıştım. Alışveriş için dışarı çıktım. Sonra mutfağa girdim. Buzlukta enginar ve iç bakla vardı. Onları hazırlayıp ocağa attım. Yine buzluktaki zeytinyağlı dolma içinden yaprak  sardım. Küçük bir tabak oldu.  Balıkçıdan büyük bir levrek almıştım. Onu da sebzelerle pişirdim. Çok güzel bir balık çorbası oldu. Önce Balık çorbasıyla et sote nasıl olur acaba diye tereddüt ettim ama sonuçta balık çorbasından vazgeçmedim. İyi ki öyle yapmışım. Çocuklar çok sevdi. Et soteyle pilav yaptım birde.

                    Menü böyleydi işte. Tam oturmuştum ki çocuklar geldi. Oğlum, gelinim, kızım ve damadım. Birlikte olmak güzeldi.

                    Ve hoş geldin yeni yaş...
                    



2 Ekim 2017 Pazartesi

3.Gün. Akşam Keyfi.



               Bir kadeh beyaz şarabımı ve kitabımı aldım elime. Keyif zamanım şimdi. İki satır yazıp kitabımı okuyacağım.

               Bugün egzersiz günümdü. Spor salonuna gittim. Yazdan beri pilatesi bıraktım. Sıcaklarda yüzmek yeter diye düşündüm. Artık yeniden başlamanın zamanı geldi. Biraz değişiklik olsun dedim , ağırlık ve aletlerle çalışmaya başladım. Bana kendimi iyi hissettiriyor. Yorulmak lazım. Yorulunca kendimi tazelenmiş ve huzurlu hissediyorum. Haftada üç gün yapmaya çalışıyorum. Salona gidemediğim zaman evde yapıyorum.

              Mutfakta neler yaptığımı sorarsanız taze barbunya ve makarna pişirdim bugün. Konca barbunyayı ayıklamıştı daha önceden. Böyle hazır olunca çok kolay oluyor. Oh ne güzel attım düdüklüye pişiverdi.

              Ben yorganı kazakları hırkaları çıkardım artık. Akşamları üstüme kazak geçiriyorum. İyi geliyor sıcacık.

              Hadi ben kitap okumaya kaçıyorum şimdi.

1 Ekim 2017 Pazar

2. Gün. Bir Pazar Günü



                Ah! O tatsız tuzsuz pazar günleri... Sevmem işte. Ertesi gün pazartesi olduğu için mi? Yoksa çalışma hayatında hep sevmediğim işlerin yapıldığı gün olduğu için mi? Bilmem.

                 Bu pazar havanın kapalı olduğu bir gün olmasına rağmen güzeldi ama. Bu sabah alarmla kalktım. Çünkü çalıştığım bankanın emeklilerinin düzenlediği bir kahvaltıya gidecektim.  Genel de sabahları uyandığım saatte kalkarım. Bazen gece uykum kaçar sabaha karşı dalarım sabah onbirde kalkarım. Bazen dokuzda uyanırım o zaman kalkarım. Bu benim emeklilik lüksüm. Ne yapalım çalışın sizin de olur:))

                  Neyse kahvaltıya gideceğimiz için heyecanlıydım. Koncayla aynı yerde çalıştığımız için. birlikte gidecektik. Beyoğlu Öğretmen Evindeydi kahvaltı.

                  Arabayı Taksim'de bıraktık. İstiklal Caddesinden yürüdük. Epeydir gelmiyordum buralara. Çok severim halbuki. Ama İstiklal Caddesi tanınmayacak halde. Tramvay yok. Her yer delik deşik. İnşaat halinde.

                 Sonra eski dostlarla birlikte hoş bir gün geçirdik. Sevgili arkadaşım Müjgan vardı mesela. Yıllardır görüşmemiştik. Levent şubesinde kardeşten öte günlerimizi konuştuk. Torunları olmuş. Resimlerini gösterdi. Güzeldi. Seneye buluşmak üzere veda ettik.

                 Ve eve döndük. Akşama köfte ve makarna yaptım. Gazetemi okudum.  Kitabımı okudum. Balkona çıkıp biberimin resmini çektim. Yarın kahvaltıda afiyetle yiyeceğim onu.

                 Çocuklarla haberleştim. herkes iyiymiş. Oğlum biraz üşütmüş ama iyiyim diyor. Artık evlendi ve eşi yanında. Çok merak etmiyorum ikisini de.

                 Böyleyken böyle...

30 Eylül 2017 Cumartesi

1.Gün Böyle Bir Gün.



           Bayıldım bu güzel etkinliğe ve dayanamadım. Ben de varım 21 gün..  Günlük hayat okumak en güzel şeydir çünkü benim için.
          Gelelim bugüne.  Sabah kalktığımda güneş fakiri bir güne uyandım. Hiç sevmem biliyor musunuz karanlık günleri? Ama ne yapalım. Sağlıklı kahvaltımı hazırladım. Uzun yıllardır yalnız kahvaltı ediyorum. Koncanın düzenli beslenme gibi bir sorunu yok çünkü. Sonra gazete ve çay keyfi. Dünden kalan pilav ve kıymalı fasulye idare eder diye düşündüm.  Yemek işine hiç girmedim bugün.

           Dün süpürdüğüm evi bugün sildim ve toz aldım. Ne yapalım hepsini birden yapamıyorum. Ne acelesi var dimi ama.

           Sonra koncayla ev alışverişi falan. Aldıklarımı yerleştirdikten sonra ben tekrar çıkayım dedim. Para harcamam gelmişti. Hem de yürümem lazım. Olmaz ki. Ne zamandır nevresim almak istiyordum. Kırk senelik nevresimler bıktım artık. English Home gittim. Şirin bir şeyler buldum.Kaptım hemen.

           Sessiz Ev'i okuyorum. Yatmadan önce ona bakarım. Yarın mı? Bilmiyorum ki.

           Etkinliğin sahibesi  http://mariantrikot.blogspot.com a teşekkürler...
 

17 Eylül 2017 Pazar

Eylül Eylül Güzel Eylül

 


                   Mevsimler gelir geçerken hepsinin ayrı tadı ve kokusu var diye düşündüm.  Kış mesela. Pek sevilmez genelde. Evde kitap okumalar, pencereden dışarı seyretmeler, evde daha çok zaman geçirmeler.

                   İlkbaharın insanı kıpır kıpır eden havasına ne demeli peki. Sanki güzel şeyler hep ilkbaharda olur gibi.

                   Derken yaz gelir. İnsanların en çok sevdiği ve beklediği mevsim. Deniz kenarında güneşlenirken sanki orada hiç mutsuz insan yokmuş gibi gelir bana.

                   Ama  benim en sevdiğim mevsim sonbahar. En sevdiğim ay da eylül ayı. Yaz henüz bitmemiş, kış henüz gelmemiş. Eylül ayının rengini, hüznünü öyle severim ki.

                   En sevdiğim ayda kızım İstanbul'a tayin oldu. Artık  okullar açıldığın da içim burulmayacak.

                   Daha bitmedi. En sevdiğim ayda oğlum evlendi. Güzel bir kızım daha oldu.

                   Eylül böyle güzellikler getirdi bana.

22 Mart 2017 Çarşamba

Altmışlı Yıllar

 







        Otuzlu yaşlardaydım. Annem yeni aldığım kıyafetime bakıp "sen annesin bu kıyafet sana uygun mu?" demişti. Biraz kızarak.Halbuki otuzlardaydım. Ben kendime yakıştırmış ve almıştım.

         Ve ben hiç yaşımı yakalayamadan yıllar geçti. Hep geçmiş yaşlar genç şimdiki yaşımı çok yaşlı hissettim.

         Mesela ellilerimde kendimi yaşlı hissediyordum şimdi ise ellileri genç buluyorum. Yıllar geçip gidiyor. Şimdiki altmışlı yıllarımı genç bulacağım yetmişli yıllar gelecek inşallah.

         Demek ki takmamak lazım yaşa. Yapabiliyorken yapmak, gezebiliyorken gezmek,
yiyebiliyorken yemek, yakışıyorken giymek, okuyabiliyorken okumak lazım.

         Önümüzde ne kadar yılımız kaldı bilmiyoruz ki.